[Gündem]"Nursel Duruel ile Yazmanın Öykü Hali" | Tuğçe Ayteş"YAZ! DİYE BİR TAHRİK"Usta Öykücülerle "Yazmanın Öykü Hali" röportaj serisinin ikinci konuğu Nursel Duruel'di. Röportajdan önce öykücünün kitaplarını aradım, ama bulamadım. Bu etkinliğe katılırken de tereddütlerim vardı dolayısıyla. Her ne kadar editör arkadaşım benim düşündüğümün aksine "yama gibi" durmayacağımı, röportajın eserlerden çok yazmaya yeni başlayanlara tavsiyeler niteliğinde olacağını söylese de peşimde bir de arkadaş sürüklemekle iyi yapıp yapmadığımı Galapera'ya varıncaya kadar kendime sorup durdum. Röportajdan önce Nursel Duruel hakkında biraz araştırma yapmıştım. Hikâyelerini (okuyamamış olsam da) az ama öz yazmış bir öykücüydü. Kişiliği hakkında ise pek fikir edinememiştim. Arkadaşımla Galapera'ya gidip oturduk. Selim İleri'nin TRT 2'deki programını izlerken birkaç kişi daha geldi. Tatlı bir sohbet ortamı vardı. Ortamın yenileri olarak bir kenara sinmiş halde Nursel Duruel'i bekledik. Ta ki röportaj yapılan odaya geçtiğimizde onun zaten orada oturanlar arasında olduğunu fark edene kadar. Arkadaşımla gülüştük; zira ikimiz birden fark edememiştik. Bunun bizim çömezliğimiz olduğunu kabul ediyorum. Ancak bir yandan da Nursel Duruel'in hiç de burnu büyük olmayan, oldukça cana yakın birisi olduğunu öğrenmemize vesile oldu. Gerçekten de soru cevap kısmına geçildiğinde sıcaklığını daha da iyi hissettik. Ayrıca korktuğumun aksine oldukça sade ve anlaşılabilir bir dille anlattı her şeyi. Fakat benim bu yazıyı yazmama neden olan asıl itici güç, onun anlattıklarını kendime çok yakın bulmam oldu. Yazmak için de eve kadar zor sabrettim. Nursel Duruel arkeoloji mezunu. Öğretim görevlisi olmak için kendisini yabancı lisanlar açısından yeterli bulmadığı ve dolayısıyla hemen hepsi yurtdışında yayımlanan arkeolojik eserlerin hakkını veremeyeceğini düşündüğünden, arkeolojiyle profesyonel olarak uğraşmayı bırakmak zorunda kalmış. (Gerçi bence o bir arkeolog olmuş yine, dil arkeologu). Arkeoloji veya felsefe arasında seçim yapmak durumundaymış, o arkeolojiyi seçmiş. "Neden felsefe değil?" diye soramadım dilim bağlanıp. Ben de zamanında arkeoloji ve felsefe arasında kaldım ve felsefe dedim. İkisini de seviyordum, ama arkeolojiyi bitirirsem muhtemelen işsiz kalacaktım. Ayrıca okumak, yazmak ve düşünmek, felsefede bir arada bulunuyordu. Bir öykücü neden felsefe yerine arkeolojiyi tercih eder? Belki de sormaya çekindim; çünkü arkeolojiyi seçmeme sebebimden utandım. Ailemin "piyasa bölüm" önerilerine ancak bu kadar dayanabilmiştim. Şimdi de "piyasa iş"lerle beni yoldan çıkarmaya çalışmalarına direnmeye çalışıyorum. Eğer bu direnişte biraz olsun kuvvet kazandıysam Nursel Duruel'in de katkısı olmuştur bu röportaj sayesinde. Sadece mezun olduğu bölüm değil tabii ki beni kendisine çeken. Nasıl başlamış, nasıl bir yol izlemiş, onu etkileyenler olmuş mu çevresinde, o kimlerden etkilenmiş… Küçük yaşlarda masallardan klasik romanlara kadar geniş bir yelpazede birçok kitap okumuş. Belli bir sistem izlememiş okuma yaparken. Bu, yüreğime su serpti mesela. Ben de deliler gibi ne bulduysam okudum, okurum. Okumaya değer şeylerin katkısı zaten malum. Ama okumaya değmeyen şeyleri es kaza okumak da bir okuma zevki oluşturmaya yardımcı oluyor. Okumaya değen şeyler arasından da insan kendi tarzını elbet buluyor. Nursel Duruel örnek aldığı bir yazar olmadığını, hemen her okuduğu yazarda kendini yakın hissedecek bir şeyler bulduğundan bahsetti. Benim de birçok yazarda "İşte bu!" dediğim oldu; ama Nursel Hanımı birebir dinleme fırsatım olduğundan mıdır, pek çok kez dedim "İşte bu!" diye. Nursel Duruel, kentle köy arasında gidip gelmiş babasının mesleği dolayısıyla, böylece değişik insanları ve dilleri tecrübe etme fırsatı bulmuş daha küçük yaşlarda. Bu, çok özendiğim bir şeydir. Doğma büyüme "taşı toprağı altın" İstanbulluyum ve kısa süreliğine de olsa kaçmak için fırsat kolluyorum. Resmi tatillerde memleketine dönenlere içim gider. Böyle tatillerde kabak gibi ortada kalırım. O insanlar köylerinde, kasabalarında hemşerileriyle muhabbet eder, hasret giderir diye düşünürüm. İstanbul'da her türden insan var, ama maalesef bu kişilerle bu kadar yakın temas olasılığı da pek yok. Nursel Duruel'de özellikle gıpta ettiğim başka iki şeyden birisi ailesinde onu etkileyebilecek bir yazar bulunması. (Gerçi o yazılarını ileride anlatacağım "mahremiyet" nedeniyle paylaşamamış.) Diğeri ise lisede edebiyat sevdasını paylaşabileceği arkadaşlarının olması. Kendimi düşünüyorum da annem bana ilkokula başlamadan epey önce okuma yazma öğrettikten sonra ben hep yalnızdım. Danışabileceğim, paylaşabileceğim insanlar olmadı etrafımda. Ortaokul ve lisede (Anadolu lisesi olduğu için ikisi bir arada, yedi sene hemen hemen aynı insanlar, aynı çevre), ergenlik hezeyanları içinde tipini düzeltmeye çalışan yaşıtlarımla pek hoşlaşmamıştım. Onlar da bana bayılmamışlar ki aralarına almamışlardı. Ben de teneffüslerde hep kitap okumuştum. Pişman değilim. Üniversiteden ve az biraz da kitapların mutfağına adım attıktan sonra bunu daha iyi hissettim. Bir konuda da ben kendimi Nursel Hanım'dan şanslı sayıyorum. Kendine ait bir yazı masası bile yakın zamanda olmuş. Ev kalabalıkken bir şey yazmak istediğinde bazen tuvalete kapanmak zorunda kalmış. Kendi odamda, kendi bilgisayarımda yazıyorum bu satırları. Madem dilediğimce yazma fırsatım var, peki neden sık sık yazı yazmıyorum? Bu da benim ayıbım. Nursel Hanım, dergilere ve benzeri yerlere pek yazı yollamamış. Fakat kendisi bu konuda "İmamın dediğini yap, yaptığını yapma," diye en baştan hükmünü vermişti. Öykülerini yazmaya nasıl karar verdiği sorulduğunda Nursel Duruel, "Yaz! diye bir tahrik" hissettiğini söyledi, öykü kendisini yazdırmadan önce. Röportajdan hemen sonra ben de hissettim o tahriki. O yüzden bu satırlar döküldü. Belki de yazdıklarım fazlasıyla kişisel. Ama istedim ki yolun başında, yalnız ve heyecanlı bir genç olarak, tecrübeli bir öykücü karşısında neler hissettim ve neler düşündüm, şöyle bir anlatayım. O gün iyice kavradım ki yazmaya gerçekten gönül vermiş birisi, sürekli okumak ve yazmak dışında bu konuda tecrübeli insanlarla sohbet etmeli veya onların dediklerini en azından dinlemeli. Selim İleri'yle olan röportajı kendi dalgınlığım yüzünden kaçırdığıma yanıyorum şu anda. Neyse artık, kısmet önümüzdeki röportajlara… Yazar Hakkında: TRT İstanbul Radyosu'nda dış yapımcı olarak hazırladığı "Yayın Dünyası" adlı kitap tanıtma programı 1994'ten beri yayınlanmakta olan Duruel'in ürün verdiği bir diğer alan ise biyografidir. Feyza Perinçek ile beraber Cemal Süreya biyografisini yapmıştır. Kitapları Dediler ki: * "… İlk yazım aşaması bittikten, öykü ortaya çıktıktan sonra işçilik faslı gelir. Bu aşamada hiç yüksünmeden uzun süre oyalanabilirim aynı öyküyle. Neredeyse cümle cümle ezberimdedir artık. Örneğin, yerine oturmamış bir sözcük iğne gibi batar ve gece yarısı yatığımdan kaldırabilir beni. Kimileri için çok can sıkıcı olabilen bu süreçten ayrı bir tat alıyorum." * "… Nursel Duruel'in öykülerinde ya da öykülerinin büyük bir bölümünde toplumsal yaşamın belirli yerlerinden insan ruhsallığının en belirsiz kıvrımlarına kadar uzanan genişlikte her şey, güçlü bir gerçekçi ayrıştırmaya tutulmakta. Soyutlama eğilimi ağır basmadığı zamanlar Nursel Duruel'in kalemi yetkin bir gerçekçilik için işliyor. Soyutlama eğilimi ağır bastığında ortaya çıkan Zaman Aralığında gibi öykülerde de bir şiirsellik, insanı alıp götüren bir duyarlılık var, yürek hoplatsa da, derinlere daldırsa da bir şeyleri iyiden iyiye eksik. * "Nursel Duruel, az yayımladı, fakat Türk hikâyeciliğinin unutulmaz bir kitabına ve kitabıyla aynı adı taşıyan hikâyesine imza attı. Söylemeye ne hacet, sevdiğimiz her şey gibi ondan da daha fazlasını bekliyor gönül… * "… Yazılı Kaya'ya on yıllık bir bekleyiş/bekletiş döneminin ürünü olarak bakıldığında, ilk saptama (yazınsal değil de, fiziksel bakımdan) şu olabilir: Küçücük, incecik bir kitap bu. İçinde sekiz öykü var. Yazarın on yıllık birikiminin bundan ibaret olduğunu kim ileri sürebilir? Niceliksel ölçütlerin; az ya da çok, kısa ya da uzun, sık ya da seyrek yazmanın yazınsal geçerliliği ne olabilir? Boş laf." * "Afşar Timuçin'in söyleyişiyle, giriştiği her ruhsal ayrıştırmada dış dünyaya yönelip, ele aldığı her bir ruhsallığın toplumdaki karşılığını aramış, ya da belirlediği bir toplumsalda durup kalmak, orada aydın işi görüşler ortaya koymak yerine, kalın damarlardan kılcallara doğru geçerek özele, kişisele, bireysele doğru iz sürmüştür. Soyuta kaçan, içseli dışsaldan daha fazla öne çıkaran öykülerine rağmen, onun asıl başarısını içselle dışsallın tam olarak dengelendiği öyküler oluşturmuştur, yaşamsal öğelerin yanına düşsel öğeler yerleştirerek öyküsel tabloyu iyiden iyiye canlı kılmayı başarmıştır. …"
|

