MaviMelek
Hermes Kitap
"Kanla ve özdeyişlerle yazan, okunmak değil, ezberlenmek ister." Böyle Buyurdu Zerdüşt / Nietzsche

[Editör'den] - Hasan Uygun Yazmak Üzerine Pencere

"YAZMAK ÜZERİNE PENCERE"*

Yazmak, yazınsal türler arasındaki ince ayrımlarla birlikte cümlenin yapısal özelliklerini de bilmeyi gerektirir. Öykü diye ortaya sürülen şey, teknik olarak gerçekten öykü mü mesela? Ya da şiir, roman, deneme vs… Peki ya hiç imla kılavuzuna bakmadan kelimeleri kendince uydurmak, nasıl bir özgüvenin eseridir?
Yazmak konusunda kafa patlatanların en çok ıskaladığı durumlardan biri de budur bence. Mesela, hep bir yerlerden çıkagelen ilham perilerinin fısıldadıkları üzerine kurulur cümlenin yapısal temeli… Ya da yazmak -hele bir edebiyat metni söz konusuysa- genelde sabırsızlıkla yolu gözlenen ilham perisinin sihirli değneğinden saçılan metaforlar bütünü gibi algılandığı için, ilham perisi çekip gittikten sonra etrafa saçılan metaforlar yığını cümle olarak varsayılıyor; ancak tıpkı guguk kuşunun hikâyesinde olduğu gibi dımdızlak kalınıyor ortalık yerde; her türlü pişmanlığın ötesinde.
Yeri gelmişken, guguk kuşunun hikâyesini anlatmamak olmazdı tabii…
Guguk kuşunun yuvasını görenler bilirler, genelde üç beş çöpten ibarettir ve bu yüzden çoğunlukla yumurtaları yere düşüp kırılır. Ama aynı zamanda guguk kuşunun çok bilmiş, burnunun dikine giden bir hayvan olduğu da bilinir –en azından masallarda böyledir… Neyse, hikâye bu ya, hayvanlar alemi içinde yuvasını en sağlam yapmasıyla ünlenen leylekten ders almaya karar verir bir gün guguk kuşu. Kendileri henüz bu yapı işini çözememiştir sonuçta. Leylek de, "hay hay" der: "Ders bir: Önce şu çöpü sağa doğru çek."
"Ah evet, bunu biliyordum," der guguk kuşu.
"Tamam, o zaman şu ikinci çöpü de şu tarafa doğru çek."
"Hımmm! Bunu da biliyordum ben aslında," diyerek ikinci falsosunu yapar guguk kuşu.
"Peki," der leylek, biraz bozularak, ama devam eder; "Şimdi şu üçüncü çöpü de diğer iki çöpün üstüne koy."
"Çok basitmiş," der guguk kuşu, "neredeyse çocuk oyuncağı…"
Tabii leyleğin de sabrı bir yere kadar. "Peki guguk kardeş," demiş, "madem çocuk oyuncağı devamını sana bırakıyorum. Sen zaten bu işi biliyormuşsun."
"Ama, şey… ben…" diye kekeler guguk kuşu pişman olmuş bir vaziyette; "Öyle demek istememiştim."
Fakat iş işten geçmiştir bir kere. Ve o gün bugündür guguk kuşu halen leyleğin ona çattığı üç-beş çöple yapmaya çalışır yuvasını.

Gençlik ateşinin taze bedenleri yeni yeni sarmaya başladığı dönemler, duygularımızın da en yoğun şekilde açığa çıktığı anlardır. İlk göz göze gelişler, dokunuşlar, hissedişler ve derinlerde bir yerde çakan ilk kıvılcımlar…
Okulda teneffüslerde ya da bir türlü ısınamadığımız bazı derslerde dile gelen duygularımızı birkaç satırla da olsa defterlerimizin kenarlarına karalamaya başladığımız dönemlerde alevlenir genelde yazma aşkı. Ancak bu aşk, çoğunluk tarafından da bilinebileceği gibi, hercai bir aşk olduğu için, tutkunun alevini yüreğinin derinliklerinde hissedenler yazıya sadık kalabiliyor.
İlk ayrılık acısında veya terk edilişte karaladığımız eğri büğrü bir-iki satırı şiir olarak addetmeye çalışırız çocuksu bir özgüvenle. Arkadaşlarımızla paylaşmaya çalışırız daha sonra yazdıklarımızı. Onlardan övgü aldıkça da yeni kelimeler düşer defterlerin ak yüzlerine; alt alta, üst üste, yan yana, soldan sağa cümleler akmaya başlar bilinç pınarlarımızdan. Ancak yazıya sadakat duyanlar defterlerinin kenarlarında biriktirdikleri satırları çoğaltmaya çalışır, başka bir aşkı büyütmeye başlar içinde; yazma aşkını. Bütün diğer aşkların yerini yazı almaya başladığında ise, iflah olmaz bir platonik kesiliriz kelimelerin salınıp duran endamına.
Zaman içinde, sağda solda biriken bu satırlar için bir ölçü aranmaya başlanır bir süre sonra; bir form tutturulmaya çalışılır. Bir bilene gösterilir, danışılır… Yol sorulur; istikamet belirlenir.
Duygularımıza, bilinç hükmetmeye başladığında ise, yazmayı ilham perisinin kanatlarından koparıp, evcilleştirmeye; hatta boyunduruğumuz altına almaya başladığımız zamanlara tekabül eder.
Elbette yazma sevdasının genç yüreklere düşmesi yukarıda anlattığım şekliyle bir kalıp değildir. Zaten günümüzde, ilk kelimeler kâğıttan önce, klavye marifetiyle ekranlarımıza düşmektedir. Bunun sorgulanması bir yana, insan yetmişinden sonra da âşık olabileceğine göre, yazma sevdasının insan belleğini kaplaması noktasındaki okul sıraları alegorisi de bir kalıp değildir.
Sonuçta nasıl başlarsa başlasın, aşk aşktır; ama en tutkulu aşklarla bile, belli bir süre sonra bilinç devreye girmiyorsa, bilinmelidir ki orada mutlu bir son değil, olsa olsa klasik bir "Leyla ile Mecnun" masalı vardır. Leyla, Mecnun'un özler durur; Mecnun, Leyla'sını…
Yazmak konusunda hep bir acelecilik vardır nedense çoğumuzda… Oysa, "söz uçar, yazı kalır" diyen mantığın dayandığı bir referans var ki, böyle bir cümle kurabiliyor insan.
Yazı kalıyorsa geriye, internetteki geleceği tartışmalı da olsa, kalıtımızın tutarlılığından sorumlu olmadığımızı kim söyleyebilir? Düşüncelerimizi açıklamaya çalışırken kendi kendimizle çeliştiğimiz anlara dikkat ediyor muyuz mesela? Ya da sırf imla hatalarıyla dolu olduğu için birçok orijinal ifade güme gitmiyor mu sizce?
MaviMelek, sözün gücünü bilerek, yazıyı çoğaltmak için var etti kendini; imla kurallarına ve yayımladığı eserleri doğru tasnife özen gösteren bir e-dergi olarak 16. sayımızda yine birbirinden değerli yazarın/yazar adayının eserlerini okuyacaksınız.

İyi okumalar…

* Galeano, "Yürüyen Kelimeler" kitabında birçok konuda pencere açmış. Ancak "yazmak" üzerine bir pencere açmadığını görünce ben de onun "pencere"sini ödünç olarak kullanmakta bir sakınca görmedim…

07/12/2007

hasan@mavimelek.com

Başa dön

Editör'den

Editör'den - "Ölümünün 44. yılında Aldous Huxley…"

Editör'den - "Kendi Dininin Peygamberi ve Müridi"

Editör'den - "Hâlâ Tepebaşı'nı Özlüyoruz"

Editör'den - "Hastalıklı Yaratıcılık ya da Chuck Palahniuk"

Editör'den - "Geç Gelen Mutluluk: Bir Yazarın Türkiye Macerası (Nick Hornby)"

Editör'den - "Bir Put Kırıcının Olgunluk Çağı / Irvine Welsh"

Editör'den - "Sisteme Direnen Şair"

Editör'den - "SimSiyah Kitaplar Her Cebe Sığıyor"

Akın Olgun / Avrupa Ajansı (Röportaj) - "Mavi Melek Sınırları Aşıyor..."

Editör'den - "Milliyetçilik ve Dil"

Editör'den - "Gündemin İçinden"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? III"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz? II"

Editör'den - "Biz Edebiyat Yapıyoruz, Ya Siz?"

Editör'den - "Cümle Kapısı Edebiyat"

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics