MaviMelek
"Gerçeğin kendisi öykü değildir; gerçek ya vardır, ya da yoktur. Gerçek, düşten koparılmış bir bölümdür…" Max Frisch

[Editör'den] "MaviMelek'te Öykü Dolu Günler" | Hasan Uygun

Jale Sancak - Selim İleri - Hasan Uygun

"Usta Öykücülerle Yazmanın Öykü Hali"

Yazmanın öykü halini soruşturuyoruz. Google ve Facebook gruplarımızda da duyurduğumuz üzere, eylül ayının ortasından itibaren öykücü Jale Sancak'la birlikte 15 günde bir pazar günleri Galapera'da, yazmanın öykü halini soruşturmaya başladık. Genç/yeni öykücülerin yazma serüvenlerinde bir kılavuz olmasını amaçladığımız bu söyleşi serisinde, usta öykücüler bizlerle yaratıcılık, kurgu ve yazma disiplinleri konusundaki deneyimlerini paylaşıyor/paylaşacak. Daha sonra bir kitaba dönüştürmeyi amaçladığımız bu etkinlik serimizle ilgili soruşturmalarımızdan kısa özetleri de dergimizde yayınlayacağınız. 31. sayımızdan itibaren bu soruşturmaları okuyabilirsiniz. Selim İleri ve Nursel Duruel'le gerçekleştirdiğimiz ilk iki etkinliğimize, sorularıyla soruşturmaya katkıda bulunan okurlarımıza da ayrıca teşekkür ederiz.

Jale Sancak - Nursel Duruel - Hasan Uygun

Şiire en yakın, Cemal Süreya'nın deyimiyle, "şiirin uzun saçlı kız kardeşi" olacak denli şiirle akraba bir düzyazı türünün, son yıllarda şiirle birlikte aynı akıbete doğru sürükleniyor oluşunu, aslında bir anlamda anlarımızı ne çok kaçırdığımızı, kaçırmaya devam edeceğimizi de acı bir haber gibi, edebiyat dergileri bir süredir usul usul fısıldıyor duyarlı kulaklara. Öyküye tutkuyla bağlananlar, gerçekleri görmemek değil, ama sırf öykünün prestijini düşürmemek adına bu kara söylenin abartı olduğunu söyleseler de son yıllarda yayımlanan öykü kitaplarının (Bu işin –çoksatmanın- pr'ını çözmüş ve medyanın da desteğini arkasına almış birkaç ismi bu saptamanın dışında tutarsak) satış rakamları bu endişeyi haklı çıkarmaktadır. Kaybettiği kanı tazelemek gibi büyük bir iddiamız olmasa da bu konuya en azından dikkat çekmek anlamında soruşturmaya başladığımız öykünün yazma halinin, tüm öykü severlere bir kılavuz olmasını diliyorum.

***

Golyan Devrimi | Tahsin YücelGolyan Devrimi

Öyküye dair konuşurken, son günlerde okumaktan keyif aldığım yeni bir öykü kitabından bahsetmemek de olmazdı. Yazmanın doruğunda olan bir ustanın, Tahsin Yücel'in "Golyan Devrimi" isimli son öykü kitabı bir süredir elimden düşmüyor.
Hayristan isimli bir ülkede gelişen siyasal ve sosyal olguları anlatıyor Yücel, "Golyan Devrimi" isimli öykü kitabında. Temalı diyebileceğimiz, birbirine eklemlenen, ama bağımsız olarak okunduklarında da yadırgatmayan roman bütünlüğündeki bu öyküler, bir üçüncü dünya ülkesinde yaşanıyor. Ortadoğu'ya yakın, ama tam olarak içinde değil. Batıya daha yakın. Halkının yüzde yüzü Müslüman. Hemen hemen hepsi de aynı tarikata mensup. Doğulu ve Müslüman olmakla, batıya yakın olmak arasında sıkışmış olan bu ülkede hep iki tarafın baskısı ağır olacaktır elbette. Nitekim bu çalkantılar, ülkenin kaderiyle de ilgilidir sürekli şu ya da bu şekilde. Hele hele kendi kendini yönetmeyi beceremeyen, sürekli yönetim deneylerini dışarıda ararken, öte yandan sakat sentezlerle toplum yönetmeye çalışanların dünyasında sürekli iktidar çekişmesi vardır; çünkü iktidar o ülkede mal, mülk, güç sahibi olmanın da tek yoludur. Nitekim Hayristan'da da iktidara gelenlerin büyük çoğunluğu, iktidara geldiklerinin daha ilk günü kişisel çıkar kaygılarına yeniliyorlar. Bu da o ülkede yoksullaşmayı günden güne körüklüyor. Bu yoksullaşma kervanı içinde, işin sırrını çözmüş bazı aklı evveller ise (Tahsin Yücel onlara "yarım beyinliler" diyor) her zaman için bir yolunu bulup, alttan girip üste çıkarak iktidar olmanın yolunu buluyorlar. Ama her seferinde de hırslarının kurbanı olan bu insanları görmeyen diğerleri hep iktidar olmaya özeniyorlar. Darbelerin, suikastların, entrikaların, asmaların, kesmelerin o kadar bol yaşandığı bu ülkede, yani Hayristan'ta, halkın nasıl olur da her seferinde hep yanlış ata oynadığı sorusu ise ayrı bir sorundur. Ancak İngiltere'nin Hayristan'ın bağımsızlığını kendi egemenliği altına aldığı bir dönem vardır ki, bu ülkede herkes yabancı işgaline karşı büyük bir direnç göstermiştir. Ekonomik boyunduruğun ayyuka çıktığı, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının dışarıya akmaya başladığı bir dönemde, bir vatansever etrafındaki halkı örgütleyerek bağımsızlık bayrağını yükseltir. Karşı duranlar olur, destekleyenler de. Siyasi atmosfer desteklerin lehine dönüşünce İngiltere'nin Hayristan'daki tüm ayrıcalıkları tek taraflı olarak iptal edilir. Bağımsızlık önderi, devletin ilk başkanıdır. Onun ilkeleriyle yeni bir cumhuriyet oluşturulur -ya da oluşturulmaya çalışılır. Düşmanın kovulduğu ülkede, bağımsızlık heyecanı bir yere kadar el üstünde tutulur. Fakat batıya kapıları kapatmakla aynı zamanda gelişmelerine uzak kalan bu ülke, kendi yönetim anlayışıyla bir arpa boyu yol alamazken, bir süre sonra da büyük bir çoğunluk eylemiyle yabancılaşmaya başlayıp değerlerini de unutur. Mesela sınırlı da olsa devletin sunduğu bazı sosyal olanaklar, bizzat bunları kullanan vatandaşlar tarafından fazlalık olarak görülerek bunların özel şirketlere devredilmesi istenir. Çünkü modernleşmenin bir aracı gibi duran özelleştirmeler, bizzat bundan çıkar sağlamayı umanlar tarafından körüklenmektedir. Fakat başka bir gerçek daha vardır: modernleşmeye çalışırken yüzünü batıya dönmüş olan bu ülke, bağımsızlık inadı yüzünden batının modern üretim araçlarına sahip olmadığı için ise öte yandan ekonomik olarak sürekli gerilemektedir. Modern üretim araçlarına sahip olabilmek için batıyla tekrar bütünleşmenin gerekli olduğunu, hatta bazı tavizlerin verilebileceğini söyleyenlerin sesleri de bu yüzden tekrar yükselmeye başlar.
Çıkar, yoğurdun üstündeki kaymak gibi çekici duruyorsa, maskeler de çok kolay takılır yüzlere. Nitekim bağımsızlık mücadelesinin hemen ardından bu eylemin gereksiz olduğunu iddia edenler, nedense her iktidara gelişlerinde ilk önce kişisel servetlerini yükseltmişlerdir. Bütün vatandaşlar, ülkenin bütün yoksulları, soyup saymak için en yetkili kişi olunması gerektiğini bildikleri için, soyulup sayılmayı çok önemsemeden sıranın kendilerine gelmesini beklerler Hayristan'da.
"Golyan Devrimi"nin hem arka kapağında hem de giriş ifadesinde, bu öykülerde "bahsi geçen olayların bizim ülkemizdeki olaylarla yakından uzaktan ilgisi olmadığı"nı söylerken Tahsin Yücel, acaba tam da bizim ülkemizi mi işaret ediyor diye her öyküsünün sonunda düşündüm. Halkı, siyasetçileri, giyim kuşamları, din anlayışları, gelenek görenekleri tipik Ortadoğulu Müslüman olarak anlatılan Hayristanlılar, her ne kadar coğrafi konumlanış tam olarak açılımlanmamış da olsa, tam da buralarda yaşıyorlar sanki. Mesela onların da felsefelerinde hep aynı klişeler vardır: "Dün dündür, bugün bugündür", "Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar", "Asmayıp da besleyelim mi?" vb. Demokrasiyle idare ediliyorlar olmalarına rağmen onlarda da sık sık askeri darbeler oluyordur. Hatta seçilmişlerin sayısı belki daha az biledir darbecilerin yanında. Ama bu ülkede de diğer pek çoğu gibi, insani zaaflar kategorisinde temel olan bir şey varsa, o da kişisel çıkarın her şeyin üstünde tutulması gerektiği duygusudur. En büyük yıkımlar da her zaman kişisel çıkara tapmanın sonucu değil midir zaten? Tabii çalkantıya alışmış, sürekli devinen bir ülkedir de burası. Bu yüzden herkes kendi kaderine razı gibidir.
Golyan Devrimi'ni gerçekleştirmiş yarım beyinlilerin sultasındaki bu ülke, Tahsin Yücel'in öykülerinin de temel izleği. Bütün öykülerini, bir roman bütünlüğü oluşturan bu olaylar zincirinden kurmuş. Ancak başta da ifade ettiğim gibi, aralarından bazı öyküleri sırayla okumanın dışında okusanız bile yadırgatmayan öyküler bunlar.
Alegori sanatının doruklarında gezinen Tahsin Yücel, büyük bir hiciv eseri ortaya koymuş "Golyan Devrimi" isimli öykü kitabıyla. Türkçe'de kelime seçimindeki titizliğiyle, kendine has bir üslubu da yaratan Yücel'in öyküleri, kurgulama teknikleri açısından da tempoyu hiç düşürmeyen bir sürükleyiciliğe sahip. Bu yüzden Tahsin Yücel'in "Golyan Devrimi" isimli kitabını okumanızı öneririm.

Düzyazının tüm türleriyle birlikte şiire de özel bir önem verdiğimiz MaviMelek'te elbette herhangi bir yazın türüne ayrıcalık tanımak gibi bir yaklaşım içinde değiliz, ancak bir yanımız hep öykü kokuyor nedense. Bu belki Zencileri daha çok sevdiğimizdendir, belki de ayrıntıya, aykırıya, ayrıksıya olan düşkünlüğümüzden…

***

30. sayımızda da ayrıntıya dikkat ettik, aykırı olanla bütünleştik, ayrıksıyı seçtik. Farklı olmanın, belki bir golyan balığı olmasa bile, sürünün dışına çıkmanın sesi MaviMelek, keyifli okumalar diler.

Sayı: 30, Yayın tarihi: 26/09/2008

hasan@mavimelek.com

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics