[Öykü]"Masal" | Tuğçe Ayteş"BU VAPUR NEREYE GİDİYOR?"Bir varmış, bir yokmuş. Kendi halinde hayatını sürdüren bir Esas Kız varmış. Esas Kız, öyle klasik masallardaki gibi pasif bir şekilde evinde oturup beyaz atlı prensini beklemiyormuş. Her zaman bir av gibi davranmak ona göre değilmiş. Ayrıca hayatını adadığı bir ideali varmış ve buna erişmek için uğraşıyormuş. Bu uğurda çabalarken tabii ki kabuğuna çekilmiyor, insanlarla bir arada olduğunu unutmuyor, seviyor, sevdiğini belli etmekten de çekinmiyormuş. Yaşadığı her anın tadını çıkartıyor, etrafa pozitif enerji saçıyormuş. Her şerde bir hayır, her sonun bir başlangıç olduğunu düşünüyormuş. İşte yine böyle bir sonda Esas Oğlan'la tanışmış Esas Kız. Konuşmuşlar, görüşmüşler. Esas Kız hayattaki amacını söylemiş. Esas Oğlan ciddiye almamış, anlamaya bile çalışmamış. Esas Kız hayata nasıl baktığını anlatmış. Esas Oğlan ona saf demiş, tecrübesiz demiş; çünkü o çok çekmişmiş, hayat Kız'ın sandığı kadar güzel değilmişmiş. Esas Kız'dan pembe gözlüklerini çıkartmasını istemiş, ama kendisi gözünde kara gözlükleri olduğunu bir türlü kabullenememiş. Kız ona hayatın renklerini göstermeye çalışmış, fakat Esas Oğlan dibine vurduğu kör kuyuya uzanan eli bir türlü tutmamış. Kız yaklaşmış, o uzaklaşmış. Sonra Kız'ın içine şüphe düşmüş. "Bu işler iki kişilik olmaz mı?" diye sormuş kendine. Esas Kız biraz dayanmış. Ama sonunda bunun böyle sürmeyeceğini düşünerek Esas Oğlan'la konuşmayı bırakmış. Bunun hemen ardından Kız'ın Kalbi ve Beyni koyu bir tartışmaya tutuşmuşlar. Beyin "Ne kadar da iyi yaptın! Hep sen, hep sen olmaz ki…" demiş. Kız, kendini hiç bilmediği bir yerde bulmuş. Yol toz toprak içindeymiş. Yürüdükçe Kız'ın üstü başı kirlenmiş. Tam üstünü silkelerken bir at arabası geçmiş yanından ve tekerleği bir çukura girip Esas Kız'ın üstüne çamur sıçratmış. Kız bir şey diyemeden at ona dönüp "Kimse sana kolay olacağını söylemedi," demiş. Bir süre söylene söylene yürüdükten sonra ileride bir adamın siluetini görmüş. Bomboş yolda, nasılsa hiç korkmadan adamın yanına gitmiş. Gözleri fal taşı gibi açılmış, çünkü karşısında duran bizzat Nietzsche'ymiş. Esas Kız bunu çok geçmeden anlamış zaten. Zaman ortadan kayboluvermiş. Esas Kız omuzlarını düşürmüş, nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam etmiş. Çok güzel bir bahçeye gelmiş. Envai çeşit meyve ağaçları, rengarenk ve mis kokulu çiçekler varmış. Bir ağacın altında bir adam oturuyormuş. Esas Kız her nasılsa onun Mecnun olduğunu hemen anlamış. O sırada iskelede, vapurun yanı başında put gibi bekleyen Esas Oğlan'ı fark etmiş. "Gelsene!" diye bağırmaya çalışmış, ama sesi sadece kendisinin duyabileceği bir hırıltı şeklinde çıkmış. Zaten onun çağırmasının da bir anlamı yokmuş. Esas Oğlan'ın kendisinin yapabileceği bir şeymiş bu vapura binmesi için gereken şartları sağlamak. "En azından kafasını kaldırıp baksa, benim burada, gitmek üzere olduğumu görse," demiş kendine. Sanki bunu sesli söylemiş gibi Esas Oğlan kafasını kaldırmış ve kızı görmüş. Hâlâ hareketsizmiş. Esas Kız'ın sabrı tükenmiş. "Haydi ama. Neyi bekliyorsun ki?" diye onun duymayacağını bile bile söylenmiş. Sonra da arkasını dönüp vapurun yol alacağı yöndeki manzaranın tadını çıkartmaya başlamış. Halatlar çözülmüş ve vapur hareket etmiş. Esas Oğlan'sa halen hareketsizmiş. Bazı insanlar sevdiklerinin kıymetini onları kaybettiklerinde anlarlarmış. Esas Oğlan da kaybetmek üzereyken anlamış. Vapur biraz yol aldıktan sonra Esas Oğlan'ın aklı başına gelmiş, "Durun!" diye bağırmış. Ama hiçbir işe yaramamış. Aklına tek bir fikir gelmiş: suyun üstünden vapura koşmak. Bir an için tereddüt etmiş. Ama sonunda denemeye karar vermiş. Birkaç adım attıktan sonra becerebildiğini görmüş. Vapura doğru koşmaya başlamış. Esas Oğlan koşmuş, koşmuş, ama geleceğe ilerleyen vapura yetişememiş. Esas Oğlan denizin ortasında öylece kalakalmış, zamanında kaçırdığı fırsata yanmış. Artık Esas Oğlan değilmiş. O sırada Esas Kız'ın olduğu vapur yeni bir iskeleye demir atmış. Esas Kız işte orada Esas Oğlan'la tanışmış. Kız tatlı uykusundan yavaşça uyanmış. Kucağında Ermiş duruyormuş. Yine o, sevgisini özgür bırakmasını söyleyen satırlar… Esas Kız, bu zor zamanında sevgisini karşılayacak, ona bir bütünün parçası olduğunu hissettirecek özgür bir ruha özlem duymuş. Rüyasında yeni iskelede karşılaştığı Esas Oğlan'la gerçekte çoktan tanışmışlar aslında. Ama Esas Kız ilk defa çekinerek atıyormuş adımlarını, çünkü onu kaybetmeyi göze alamıyormuş. Esas Oğlan ona o kadar ulaşılmaz geliyormuş ki… Elleri titreyerek telefonu almış, kalbi yerinden çıkacak gibi atarak ve midesine ağrılar girerek Esas Oğlan'ı aramış, kekeleyerek konuşmuş, yer yer saçmalamış. Birincide olmamış, ikincide olmamış, ama üçüncüde Esas Kız başarmış. Esas Oğlan'la Esas Kız buluşmuşlar. Esas Oğlan yaşam enerjisiyle pırıl pırıl parlıyormuş. Esas Kız'a değer vermiş, ona güvenmiş, onu desteklemiş. Esas Kız'ın rüyası gerçek olmuş. Derler ki rüyaları gerçekleştirmenin en güzel yolu uyanmaktır. Ama öncelikle uyanacak cesareti bulmak gerekir…
|

