[Öykü]"Ölüm Saati"* | Sevim Burak
"BEN BU EVDEN BİR KERE GİDERİM – SONRA SİZ SEVİM'LE ÇIKARSINIZ"Yalvarırım Beyefendi, saatiniz kaçı gösteriyor? İki saat daha vaktimiz var Bugün ayın kaçıdır? Acaba vakit geçti mi? Saatten haberiniz var mı? Kimseyi görmem – Sokağa çıkmam – Hiçbir – bildiğim Yok – Yakında olursa O'nu görürüm – Konuşursa O'nunla birlikte konuşurum – Etrafı taş duvarlı bir köşk içerisindeyim – Orda oturuyorsun – Biliyorum – Vaziyetinden de belli – Sensin – Sevim'sin – Karanlıktasın – Sana doğru bakmaya uğraşıyorum – Elimle araya araya mutfağı buluyorum – Büyük kocaman bir balık almışlar – Mutfakta balıktan her türlü şey yapıyorduk. Köpeğimiz de orta yerde çakılı duruyordu – Baktım – kafasının ucundan çekeyim dedim – Kafayı bıraktı – Sen misin çeken – Ayağımın üstünü koparmış – Köpek beni tanır mı – Sonra yatmışım – Doktor Zıpçıyan gelmiş O'nu muayene etmiş – Öbür çocuklar oynarken O çocuk pencerenin önünde kalmış – Az değil – Tam dört ay kaldım yatakta – Pencerenin önüne karyolayı çektiler – Ne yattım yatakta – Ne yattım – Ne yattım – O sene Muhacırlar da gelmiş – Bakmak istemiş Muhacırlara – Yara tamamıyla geçmemiş – Bir ağrı başlamış O'nda – Hem de ne ağrı – Artık o ağrıya dayanamadım – Hep bağırdım – Hem de nasıl – Doktor gelmiş iğne yapmış O'na – Bir daha da kalkmadım – Bir daha da kalkmamış – o taş duvarlı köşkün içinde kalmış – Nerdeyim? – O nereye gitti? Sonu mu geldi? Sargılarımı çıkarmışlar – Çok bağırmış – o taş duvarlı köşkte – hep kendi sesimi duyuyorum – Saati yaklaşıyor – Saati gelmiş – Ortalıkta yok – Kendi kendini çağırıyor – Sevim – Sevim- Sevim – Duymuyor musun – Hem sağır hem de ağzında dili dönmez 80 yaşında – Karaşoooo – Karaşooo – Karaşooooo – Hep bağırır – Dokunsanız ağlar – Düşünmesi zor bir ağlama – Gittikçe çocuk oluyor – Gittikçe zarif – Şeffaf – Nerdeyse ruh haline gelecek – Kendisine sorsanız daha da yok olur – O'nu arıyorum burada – Elbiseceğinin altında O'nu bulamıyorum – Eğer bana inanırsan, size göre değil O çocuk Beklediğim sizler değilsiniz der – Isırmak için ayağınıza bakar – O gene fena bakıyorsa – O zaman biz gene tatlı konuşalım – Gene sevelim – Fenalık ve iyilikle O'nun elini sıkalım – Saat yaklaşıyor – Ah ağlama – Ağlama da desen ağlar – Geç kaldım diyor – Saate bakıyor – Acaba nerde olabilir? – Neler söylüyor? - Konuşmayın – O çocuk nerde – Zamanı yok – Geleceği yok – Geçmişi yok – Bu gece ölüyor – Gerçeğe bu kadar yakınlaşmışken O'nu kim tutabilir – O'nu bırakmayın – Beni zorluyor – benim gidişime bakın – Siyah ağaçlardan geçerek – Her adımda batarak – Hele O'nu çıplakken görseniz acırsınız – İşte kendi kendine giden biri dersiniz – Kendi kendine av olmuş dersiniz – Öyle bir hayvan ki kurnaz – yırtıcı – sinsi – Bu mu kahraman dersiniz – Tesadüfen ağın içine girmiş – O da sana der ki, Ben bir çocuktum – İçinize düştüm – Sizinle çevriliyim – Siz mi beni kurtaracaksınız – Gerçeğe bu kadar yakın bir köşkte – Gerçeğe bu kadar uzak – Hem yabani – Hem de uysal – Köşemde oturuyorum – Ama siz, siz çok çalışıyorsunuz – Fakat artık yeter, çalışmanın da bir kararı vardır – Bu kadarı fazla – Düşünün bir kere, ben ayakta durmaya çalışıyorum. İnsan bazı düşer – Hayatta her şeyin bir kararı vardır – Bu odalarda pencerelerden aşağı sarkmanın – Ayrılmanın – Unutmanın – Bilmiyorum demenin – Çocuğu dağlarda tek başına bırakmanın – Bazı meselelerde yalnız kalmanın – Beni anlıyor musunuz diye tekrarlamanın – Sayıklamanın – Baş dönmesinin – Kimse de dinlemez seni – Bir kişi bile dinlemez O'nu – O'nunla gezmeye gitmezler bundan sonra – Gezmeye bundan sonra ayrı ayrı gideriz – Ben bu evden bir kere giderim – Sonra siz Sevim'le çıkarsınız – Biri burada ama öteki nerde – Yatıyorsa kalksın – Ben günlerce uyumadım – Gittim – Gittim – Buradan bindirsinler seni bir vapura – Doğru Köstence'ye gidersin – Geç gidersin – Olsun – İşler senin bildiğin gibi değil – Biraz başka – Tam manasıyla başka bir havadayım – Size söyledim – İstersen bana bırak – Bazen kendi bildiklerini bile anlayamazsın – Şimdi gösterirler sana – Sen bu köşkte yanaşmasın – Senin vazifen her türlü işleri yapmak – İş yapmazsan hakkını alıp gidersin – Top oynarsın – Şarkı söylersin – Bu da senin vazifen – O gelir gelmez söyleyin, iki üç kez bana gelsin – Benim istediğim şeyi bana getirsin – Benim istediğim bir uzun – Bir yuvarlak – Taneli – Paramparça – Külleri büyük parçalı – Kendi kendine yalnız – Başka – Zor – Bambaşka bir iş – Şimdi gece – O çocuk nerde – O'nu kendi kendine bırakın isterseniz – Hep güler – O kadar da kurnaz – Hain – Tam da hurmaların altında yatan bir aslana layık sanırsınız – O kadar kendi kendine düşman – Kendi kendinedir O'nun işi – Kendi kendine oturur – kendi kendine düşer – Kendi kendine konuşur – Ağlar – Homurdanır – Sabah kahvaltısını beraber yaparız – Pek efendidir – Yemeğini bitirdi mi çekilir – Pek çirkin bağırır – Balık gibi bir şey – Bağırma da desen bağırır – Balığı sever – Ne kadar da olsa yer – Yeme de desen yer – Yapma da desen yapar – Balığa bayılır. Yemekte ne istiyorum biliyor musunuz – B A L I K – İnce ince doğranmış – Güzelce doğranmış – Gene üstüne balık – Bugün çok üzgün – Hep yatıyor – Hep yatıyor – Hiç kalkmaz o yerinden bir daha da – Çok üzgünüm bugün – Bu akşam burada çok gizli bir sefalet – Birçok kara bulut – Ve çok sıkıntılı bir hava var – İsterseniz kalın burda – Burda bulduğunuz havayı başka hiçbir yerde bulamazsınız – Derin fakat hafif – Karanlık – Uzun – Fakat çok ince – Berrak – Sinirli – Kızgın biri değil o – Hem üzüntülü hem de Abus biri – Saati yaklaşıyor – Ortalarda yok – Biri burda – Öteki nerde? İkisi de yok. Taksim, 1964 * Yanık Saraylar'ın 1965'teki ilk baskısında bu öykü “İki Şarkı” adıyla geçmektedir. (Ed. N.) ~~~
|

