[Sinema-Müzik]"Karanlık Sözler: Müzikte Yabancılaşma Ve Noir Üzerine Bir Deneme III"
|
"I hurt myself today |
Bugün canımı yaktım Hâlâ hissedebildiğimi görmek için Gerçek olan tek şeye Acıya odaklandım ... Zamanın lekelerinin altında Duygu yok oluyor Sen başkasısın Bense hâlâ buradayım ... Tanıdığım herkes Sonunda gidiyor" |
Bu şarkının müthiş (Trent Reznor pek beğenmediğini söylese de) bir yorumunu icra eden Johnny Cash'in de kariyerinde konumuz hakkında birkaç şarkısı vardır. Uyuşturucu bağımlılığıyla da mücadele eden müzisyenin bir country şarkıcısı olarak yabancılaşmayı ele alması tabii ki biraz daha yaşadığı duygusal ilişkilerle ilgili. Bütün dünyadan, insanlardan uzaklaşırken sevdiği kadını düşünmekten de kendini alamıyor. "Lonesome to the Bone"da:
"I walked away, the wind blows |
Uzaklara yürüdüm, rüzgar esiyor |
Hendrix'in yaşadığı türden bunalımı ve yabancılaşmayı, büyük bir ihtimal, bütün sanatçılar kariyerlerinin bir noktasında deneyimlerler. Ama konuyu bütün bir eserinin eksenine oturtmayı düşünen ve bütün bir albümünde bunu anlatmayı tercih eden çok büyük bir müzisyen tanıyoruz: Roger Waters. Dinleyicilerine ve bütün insanlara duyduğu yabancılığı, "The Wall" isimli bir rock operasına ve filme dönüştüren bu müzikal deha, grubu Pink Floyd'la, adeta bu konuda danışılması gereken bir kaynaktır.
Annesine, karısına, arkadaşlarına, dinleyicilerine, groupie lerine ve zamanla herkese yabancılaşan bir müzisyenin hikayesinin anlatıldığı bu rock tarihinin en ünlü albümünde kahraman her şarkıda derece derece daha da dibe inmektedir. "One of My Turns"de:
| "And I can feel one of my turns coming on I feel cold as a razorblade Tight as a tourniquet Dry as a funeral room |
Ve nöbetlerimden birinin yaklaştığını hissediyorum Bir tıraş bıçağı kadar soğuğum Turnike kadar gergin Cenaze odası kadar kuru" |
Konumuz hakkında burada yer vereceğim çok önemli bir grup daha var: Radiohead. Hiçbir zaman sade bir dil kullanmayıp, nevrozun sınırlarında gidip gelen ve oldukça psikotik imgeler ve benzetmeler yaratan üstün müzisyen Thom Yorke, 90'lı yıllarda bu hastalığı müzikte asıl tanımlayan kişidir. Karl Marx'ın yabancılaşma teorisine sırtını dayayan grubun müziği, şehir hayatının, kapitalist sistemin ve genel olarak modern zamanların bizi birbirimizden uzaklaştırdığını anlatmaktadır. Marx'ın yabancılaşma teorisinin basit bir özeti, Radiohead'in sözlerini, imgelerini ve kullandığı metaforları anlamakta faydalı olacaktır.
Marx, yaptığımız işlerin, amaçlarımızın hayatımızı asıl şekillendiren olgular olduğunu; hatta bu olguların "biz" olduğunu söyler: yani, insanlar, yaptıklarıdır. İnsanın en önemli işi de üretim ise, üretim insanın kontrolünde değilken, acaba kişinin özgürlüğünden bahsedebilir miyiz? Gerçekten istediğimiz şeyleri yapamadığımızda, üretemediğimizde kendi doğamıza ve diğer insanlara yabancılaştığımızı söyler, Marx. Kendi kaderimiz üzerindeki güçsüzlüğümüz yabancılaşmayı tetikler. Radiohead'in "The Tourist"i, "Paranoid Android", "Karna Police"i gibi şarkıları işte bu ışık altında dinlenmelidir.
"Street Spirit (Fade Out)"ta:
"Rows of houses all bearing down on me |
Sıra sıra evler üstüme eğiliyor |
Peki ya Türk müzisyenler?
Gökhan Kırdar'ın buz gibi soğuk ve karanlık ilk elektronik denemesi "Trip" ve Yavuz Çetin'in tek albümü "Satılık"ta konuya oldukça yüzeysel değilse de fazla derin imgeler kullanmadan ve basit cümlelerle değinildiğini görüyoruz ("Yaşamak İstemem Artık Aranızda" ya da "Kimse Bilemez"). Turgut Berkes, Umay Umay, Nazan Öncel, Pilli Bebek, Mor ve Ötesi, Kargo ("Yalnızlık Mevsimi" albümleriyle) gibi sanatçı ve gruplar da yabancılaşma/yalnızlık üzerine şarkılar yapsalar da Türk rock müziğinde iki isim konuyu on ikiden vurmuştur: Teoman ve Şebnem Ferah.
Teoman, "En Güzel Hikayem" albümüyle "Papatya"lardan, "Kardelen"lerden kendini tamamen sıyırabildiği, yüzünü yurtdışındaki Nick Cave, Leonard Cohen, Lou Reed gibi üstatlarına döndüğü zifiri karanlık bir müzik ortaya çıkarmıştır. Söz ve atmosfer uğruna kimi şarkılarda bestelerin kalitesinden taviz verse de anlattığı duyguyu oldukça iyi yansıtan bir albüm sunabilmiştir. "Gökdelenler"de:
|
|
Ve Türk rock tarihinin en iyi şarkısı olduğunu savunduğum Ferah şaheseri, "Can Kırıkları" konumuzun Türkçe manifestosu keskinliğindedir: "Bu kalabalığın içinde |
|
* Yüxexes, Şubat 2007 |

