[Öykü]"Zaman Zaman Ölüm Anlatıları X" | İlkay Kefeli"ÜÇ SIRITKAN KÖMÜR KÜTLESİ"Cinayetin patolojisiSavaşçı, sorumluluğu yoksa her şeye ve herkese meydan okuyabilir; çünkü kendi yaşamının da bir değeri yoktur artık. Herkesin içinde gerçek bir katil gizlidir, bu bazen öfke nöbetiyle açığa çıkar bazen de intikam hırsıyla. Amaçsız katiller genelde korktukları için öldürürler karşılarındakini, ama savaşçının motivasyonu en üst seviyededir ve bir ideal uğruna öldürür. İntikam en güçlü duygulardan biridir ve intikam alınmazsa ölene kadar insanın içini kemirip durur, çünkü sevdiğiniz insan yaşamıyorken katilinin ya da katillerinin sizinle aynı atmosferi tükettiklerini bilmek insanı içten içe rahatsız eder. Akan kan insanı huzura erdirir, yıllarca kapalı kalma pahasına da olsa. Dünyada herhangi bir amacı olmayan kimse her türlü yıkıcı eylemde bulunabilir. Bu yüzden toplum boş ve amaçsız gezenleri sevmez; zira potansiyel tehlikedirler. İntikam almak yasaktır; çünkü bu davranış otoriteye yapılmış bir başkaldırıdır. Yaşama hakkı da öldürme hakkı da otoritenin kontrolünde olmalıdır; insan istediği zaman ölemez veya öldüremez. Ötenazi sakıncalıdır, onlarca sene yatağa bağlı kalmalısınız; zira otorite için yaşıyorsunuzdur ve bir bitki de olsa yaşayan ve herhangi bir suç işlemeyen kişi otoritenin insanlarına ne kadar değer verdiğini göstermesinin yegâne yollarından biri olarak sergilenmek zorundadır bunu. Oysaki kendi başınıza intihar edebiliyor olsanız bu hiçbir sorun teşkil etmez. Neden intihar ettiğiniz derinlemesine araştırılmaz. İntihar da bir cinayettir dinsel bir olgu olarak, ki otorite her ne kadar laisizmden dem vursa da dinsel dogmatizm yasalarının kelimeleri arasına güzelce yedirilmiştir. Birçok yasanın temelinde hâlâ daha dinlerin çok güçlü olduğu zamanlardaki soysal yaşantının izleri görülmektedir; intikam hafifletici bir sebeptir.Yaşlılığın demagojisiHerkes aynı yoldan gidiyor ve yolun sonunda bizi neyin beklediğini hepimiz biliyoruz, eğer bir kaza veya hastalık veya cinayet sonucu ölmez veya öldürülmezsek: Hepimizi yaşlılık bekliyor. Evet, yaşlılık gerçekten çok kötü bir durum, ama fazlaca da abartmaya gerek yok sanırım. Ellerimiz, bacaklarımız tutmaz, gözlerimize gözlükler bile fayda etmez olacak yılların sonunda, kulaklarımız bizi kandıracak. Aslında etrafta başka sesler de çıktığını öğreneceğiz tesadüfen birilerinden ve beynimizden geriye ne kalacak? Fakat bunların hepsi yavaşça olacak, alışmak için bir hayli zamanımız mevcut, insanlara duygu sömürü yaparak vakit geçirmek yerine bedenimizin dilini dinleyip duyularımızın kapasitesini sürekli kontrol altında tutarak duruma adapte olabiliriz. Bazıları bunun üstesinden kolayca geliyor. Şimdi sizlere onlardan birinin öyküsünü anlatacağım sondan hemen önce.Deneyimli savaşçıSavaş teoriden çok deneyim işidir. İyi savaşçı savaş meydanında yetişir. Barış zamanlarında vatansever olanlar genelde en önce kaçanlardır, savaş çıktığında; çünkü savaşçı vakurdur, gereğinden çok konuşmaz. Bedenini disipline etmiştir yıllarca süren çalışmalar ve deneyimler sonucunda. "Esas duruş, bir askerin ruhen ve bedenen olgunlaşma derecesini gösterir" der savaşçı bir milletin ordusunun elkitabında. Esas duruş sırasında savaşçıyı fırtına bile kımıldatamaz, çünkü ruhuyla bedeni ayrışmıştır. O sadece beden olarak oradadır artık, hiçbir düşünce yoktur kafasında, kaslarının küçük bir seğirme yapmasına neden olacak.Başkarakterimiz gerçek bir savaşçı; zira 82 yaşını geride bırakmasına rağmen dimdik yürüyor ve hâlâ gençler gibi çalışıyor, üstelik normal bir insanı alkol komasına sokacak kadar içiyor her gece. Yaşlılık vücut fonksiyonlarından bazılarının yavaşlamasına sebep olmuştur diğer insanlardaki gibi, fakat o bedenini çok iyi tanıdığı için üstesinden gelebiliyor kolayca. İyi duyamıyor, fakat az konuştuğu için ezelden beri bunun ona negatif bir etkisi olmuyor, az konuştuğu için karşısındakiler de mecburen az konuşuyor. Bacakları artık eskisi gibi güçlü değil amma ve lakin insanların önündeyken gücünü toplayıp dik yürümeyi biliyor ve gençler gibi mobilet kullanarak köy içinde rahatça gezebiliyor. Seralarının ikisinde kendisi karanfil ve pat yetiştirdiği için diğer yaşlılar gibi canı sıkılmıyor. Saatlerce çiçeklerin arasında dolanarak kokularıyla dinçleşiyor. Serasının yanında bulunan barakasında evinde bulamadığı huzuru buluyor ve her gece burada kendisiyle içki âlemleri yapıyor. Yanına bazen bir arkadaşını kattığı da oluyor, fakat genelde yalnız içmeyi seviyor, içince sapıtıp konuşmaya başlayanlardan hiç hoşlanmıyor. Güneş çoktan battı ve seranın ışıkları ve sobaları kendiliğinden yandı, teknolojiyi takip edecek kadar ileri görüşlü biri olduğu için. Barakasına girip bir büyük rakı açıyor ve meze olarak kullanacağı domatesleri ve peyniri dilimliyor usulca, hiç acelesi yok. Gece yarısına doğru bir buçuk büyük şişeyi bitiriyor ve motoruna atlayıp evinin yolunu tutuyor, gözyaşlarını sildikten sonra. Gece toprak köy yolları öylesine karanlık ki havada karabulutlar varken ve etrafı aydınlatacak evler yokken, her yer tarlayla kaplı zira ve evler sanki birbirinden kaçıyormuşçasına uzaklar. Soğuk hava yüzüne vurdukça rahatlaması gerekiyordu her zaman olduğu gibi bu zifiri karanlığın içinde, fakat içinde bir daralma oluyor, göğsünde bir ağrı beliriyor daha önce hiç hissetmediği bir şekilde. Bir kavşağa geldiğinde kalbine bıçak gibi bir acı saplanıyor ve bütün bedeni kasılıyor, motorunun dengesini kaybedip yol kenarındaki kanala düşüyor. Motoru bacaklarının arasında öylece kalıyor kanalın içinde, başının sağ tarafı çamura gömülüyor. Kısa bir süre daha hayatta kalıyor. O kısa süre içinde gözlerinin önünde alevler beliriyor ve aniden kayboluyorlar.Sevginin demografisiSevgi din, dil, ırk, mezhep, yaş gözetmiyor hepiniz biliyorsunuz, bunu hatırlatmam lafazanlıktan başka bir şey değil. Karşı cinse duyulan sevgiyle insanın çocuklarına ya da diğer akrabalarına duyduğu ya da hayvanlara duyduğu sevgi aynı mıdır? Kimileri aşk diye bir şeyin olmadığını savunarak öyle olduğunu savunabilirler, fakat öyle değildir. İnsan her zaman bir kişiyi diğerlerinden daha fazla ve daha tutkulu sevme ihtiyacı hisseder. Evet, bu sadece bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacın giderilmemesi ya da elimizden birden bire alınması yoksun bırakılanı tehlikeli biri haline sokabilir. Yoksun kalmayanların birçoğu bu duyguyu bilemez ve intikam almanın saçmalığına inanır. Evet, saçmadır, ama insanın elinden bir şey gelmez, buna engel olmak çok ama çok zordur. Kişi kendini sürekli suçlu hisseder, her an utanç ve öfke içindedir. Burada yine kendini düşünme ön plana çıkmaktadır, yoksa ölenin veya gidenin geri geleceği yoktur. Bunu kendisi de bilir pekâlâ. Ne yazık ki feodal bağların etkisi de büyük rol oynamaktadır intikam dürtüsünde, aslında intikam dürtüsü değildir korkak olarak bilinme korkusudur bunu yaptıran bu tür durumlarda. Fakat salt intikam arzusu insanın kendi içinden yükselir ve doyurulmaz ise kişi sonunda kendini öldürebilir. Sevgi demografik olarak belirli bir dağılım göstermez, ama kısaca denilebilir ki insan ayağının değdiği her yere yayılmıştır, en ıssız yere bile gitmiştir sevgi; uzayın derin karanlığına taşımıştır insanoğlu sevgiyi, tabii diğer duygularını da iyi ve zararlı olarak; hatta bunları disklere kaydedip diğer canlılara bulaştırma derdine bile düşmüşlerdir.Yanığın derecesiSanmayın ki burada kurgu yapıyorum şimdi anlatacağım olayı bizzat gözlerimle gördüm, bu da beni belgeselci yapıyor olmalı, öykücü değil. Örneğin:3. derece yanık: Cilt altı tabakalarının ve daha derin tabakaların yanması. Yanık bölgesinde kömürleşme varsa ve yağ dokusu, kas ya da kemik gibi derindeki yapılar da etkilenmişse dördüncü derece yanıktan söz edilir. Bu bilgiyi nereden arakladığımı bilmiyorum, ama sonuçta bunlar tıbbi bilgiler ve her ansiklopedide de hemen hemen aynı şekilde yer alıyorlar. Zaten benim yazılarımı da isteyen istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Heyhat benim gördüğüm kaçıncı dereceden yanığa girer bilemiyorum, zira kulübenin içindeki cesetlerin odun kömüründen hiçbir farkları yoktu. Olay yerine geldiğimizde burnumuza hemen yanmış et ve odun kokusu çarptı. Odun kokusu kulübenin odunlarından mı yoksa insanlardan mı kaynaklanıyordu bilemiyorum, ama üç ceset de hınzırca sırıtıyordular sararmış dişleriyle. Benim olay yerinde ne yaptığıma gelince, bu olaylar askerliğimi yaptığım ilçenin köylerinden birinde meydana geliyor. Askerliğimi jandarma çavuş olarak yaptım (biliyorum yaşlanınca insanlar böyle öyküler anlatırlar, "Ben jandarmaydım efendi!" diye başlarlar) ve bu sırada birçok olayla karşılaştım. Merkez karakolda olduğum için olay eksik olmuyordu ve ayrıca cezaevine de bakıyorduk. Neyse burada kendi öykümü anlatacak değilim ya sizlere! Biz olay yerini kontrol altına aldıktan sonra olay yeri inceleme ekibi geldi, ama herhangi bir teknolojik alet edevat göremedim ellerinde. Komutanlarımız olayın üzerinde gezinip duruyordular ipucu falan umurlarında değildi, hatta sırıtan cesetlerle dalgalarını bile geçiyordular, "Ne sırıtıyorsun ulan!" dedi bir tanesi gülerek. Efendim adamın elinde değil ki sırıtmamak, o da sizin gibi üst düzey bir komutana sırıtmak istemezdi, fakat gelin görün ki dudakları yanıp kül olduğu için sadece dişleri görünüyor, e tabii bu da sırıtma etkisi yaratıyor. O ceset dua etsin ki bir er değil, yoksa âlim Allah postalın burnunu kaval kemiğine yedi mi bir anda canlanıp dudakları yerine bile gelebilirdi; çünkü emir demiri keserdi ve emredilmedikçe asker ölemezdi. Esas duruşu ne bozar, sadece ölüm! Neyse ki niye yandığı ortaya çıkan bu cesetlerden hiçbiri bizim bölüğün askeri değildi. Biliyorum böylesine ciddi bir konuyu yaptığım esprilerle hafiflettiğimi ve etkisini azalttığımı, fakat ironi de dehşet verici değil midir kimi zaman? Azgelişmiş beyinlerin tahakküm patolojisiTahakküm kurma isteği, temelinde azgelişmiş bir beyne tekabül eder zaten ve bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır, fakat azgelişmiş beyinlerin biraz gelişmişi diğerlerini rahatlıkla kendi yoluna sürükleyip onlara tahakküm uygulayabilir. Bazılarının sandığı gibi ne Hitler ne Stalin ne Cengiz Han ne de diktatörlük kuran diğerleri akıllıdır, onlar sadece diğer azgelişmiş beyinlilerden biraz daha akıllıdırlar. Azgelişmiş beyinliler her yerde, onların sayısı bütün canlı türlerinde bile daha çoktur diyebilirim rahatlıkla, elimde sayısal veriler olmaksızın. Onlar sokaklarda bizimle birlikte geziyor, devlet dairelerinde çalışıyor, okullarımızda bizimle aynı sırada oturuyorlar hatta onlarla aynı evi bile paylaştığımız oluyor. Ellerine geçen en küçük bir statüyü tahakküm aracı konumuna indirgemekte gecikmiyorlar; devlet dairelerinde çalışanlar buna en güzel örnektir; öyle olmayan üzerine alınmasın lütfen, ama alınırsa da çok önemi yok zira bana yöneltecekleri her türlü eleştiri ya da yasal yaptırım tehdidi beni haklı çıkaracaktır ki bununla ağzım sulanarak gurur duyarım, ne yapalım bu da benim azgelişmişliğim. Tahakküm uygulamalarının yoğun olarak uygulandığı canlı türü insanın dişisidir. Erkek denen cinsel canavar gün geçmez ki yeni bir yöntem bulup saldırmasın karşı cinsine. Bu saldırgan tür hayvanına bile daha fazla değer vermiştir bazı dönemlerde, çağdaş medeniyetlerin kurulduğu modern zamanlarda bile bu tahakküm ilişkisi türü değişmemiştir; zira bir erkeğin diğer erkeğe tahakküm uygulaması kendisi açısından çeşitli tehlikeler barındırır ve her hayvan türünde olduğu gibi bizim türümüzün erkeği de daha düşmanını görür görmez gücünü anlar ve ona göre davranır. Fakat kadınlar öyle midir efendim, kaç kadın bir erkeği dövebilir ki erkek karşılık verirse? Erkeklerin kadınlar üzerindeki en önemli tahakkümü cinsel olanıdır ve yıkıcıdır çoğu zaman. Bu tür tahakkümün uygulamalarından biri de tecavüzdür ve bir kadını öldürmek gibi bir şeydir kanımca. Fakat beyler sakin olun biraz, daha düne kadar tecavüzün bile hafifletici sebepleri vardı, ne de olsa bu sistem her zaman tahakküm kurandan yanadır; zira kuruluş amacı budur. Öyle değil midir efendim? Açık yüreklilikle söyleyebilir misiniz? Neyse ki iş sadece yasalara kalmış durumda değil, her suç öyle cezasız kalmıyor; intikam diye bir olgu var ki hiçbir kanun ya da eğitim sistemi bunu bastırıp derinlere atamaz, bu insanların hayatta kalan nadir içgüdülerinden biridir. Tam bir demagog gibi görünüyorum gözünüze değil mi? Sözde öykü anlatıyordum. Bağlantıyı kuralım öyleyse o kadar çok istiyorsanız, fakat bağlantı kurmak basittir önemli olan bağlantıların bağlamlarını anlamaktır ki ben öykülerimi insanları eğlendirmek için yazmıyorum, tam tersine birazcık rahatsız edebildiysem ne mutlu bana?Ortada yanmış üç ceset var ve bunları tecavüz olayıyla bağlamamız gerekiyor. Bu üç sırıtkan kömür kütlesini, yaşlı adamın dünyadaki en çok sevdiği varlık olan kızına tecavüz ettikten sonra defalarca bıçaklayıp boş bir tarlaya atıyorlar. Bu olaya da ben gitmiştim. Kızın güzelliğini ve kanlar içindeki halini görünce boğazım düğümlendi hemen ve gözlerim yaşardı. Etrafa toplanan aptal köylüleri G3'ümle öldürmemek için zor duruyordum; çünkü hiçbir şey yokmuş gibi günlük işlerinden konuşuyordular, yok efendim motoru yeni mi aldım, Ahmet dayı görünmüyor nerelerde, sizin çocuk okula başladı mı?.. "Sizi aşağılık piç kuruları, azgelişmiş beyinli tahakküm artıkları sizi," diye bağırıyordum içimden. Dişlerim sızlıyordu kendimi sıktığım için, tüfek ne de soğuktu, hemen ısıtabilirdim oysaki ve ne müthiş bir enerji çıkıyordu açığa patlarken! İnsan bedeninden çıkarken nasıl da kocaman bir delik açıyordu. İşte tahakküm böyle olur, diye bağırmalıydım ateş ederken ve bazılarına kaçmaları için umut vermeli ve bir süre koştuktan sonra vurmalıydım. İşte tahakküm böyle olurdu; ölümden daha iyi bir tahakküm şekli gösterebilir misiniz bana?
SAYFA 4
SAYFA 5
SAYFA 6
SAYFA 7
SAYFA 8
SAYFA 9
SABIRLI OKURA SAYGILARIMLA
ZAMAN ZAMAN ÖLÜM ANLATILARI 11
|

